Bütün ülkemizde olduğu gibi, ilimizde de boşanma olaylarının bir hayli artış göstermesi, aile yuvasının temelini teşkil eden sevgi konusuna gereken önemi vermediğimizi ortaya koymaktadır.
Hiç şüphesiz ailenin en önemli temeli sevgidir. Yüce Yaratan eşlerin kalplerinde birbirlerine karşı çok kuvvetli bir meyil ve sevgi koymuştur. Bu sevgi olmasa, eşleri bir araya getirmek ve birlikte tutmak mümkün olur muydu?
Boşanma olaylarında önemli yer tuttuğunu düşündüğüm birkaç noktayı ifade etmeye çalışacağım:
Bir kere eşler adına başkaları değil bizzat kendileri karar vermeliler. Atalarımız kendi düşen ağlamaz demişler. İnsana, kendi verdiği kararın akıbetine katlanmak fazla acı gelmez. Özellikle anne ve babalar bu konularda gençlere elbette yol gösterici olmalılar, ama asla fazla ısrarcı olmamalılar.
Bir başka husus, taraflar birbirlerini tam tanımadan evleniyorlar. Gençler maalesef, gezip tozarak ve bir takım gayr-ı meşru beraberlikler yaşayarak birbirlerini tanıdıklarını sanıyorlar. Halbuki bu durumlarda taraflar hep kontrollü davranıyorlar ve gerçek özelliklerini gizliyorlar.
Ancak gençlerin karşılarındaki kişileri tanımalarından önce, kendilerini tanımaları gerekiyor. Kendi yapısını iyi tanımayan bir insanın muhatabını değerlendirmesi neye göre olacaktır? Yani bu insan bana eş olabilir mi, diyebilmek için, önce kendisinin nasıl biri olduğunu bilmesi gerekmez mi?
Adayların bir birlerini tanımaları konusunda, her iki tarafın huy, karakter, kabiliyet ve beklentilerini bilen üçüncü şahıslarla yapılacak istişarenin önemi çok büyük. Bu, şüphesiz onlar adına bir başkasının karar vermesi anlamına gelmemeli, ama onlardan bilgi alarak daha isabetli karar vermenin mümkün olacağı da unutulmamalıdır.
Asıl üzerinde önemle durulması gerektiğine inandığım nokta, başlangıçta evlilik sağlam bir sevgi temeli üzerine oturtulmuyor. Sevgiyi üzerine bina ettiğiniz temel, ne ölçüde sağlıklı olursa, sevgi de o nispette kalıcı ve köklü olabilecektir.
Bildiğiniz gibi, gençlik çağının önemli bir özelliği, gençler büyük ölçüde hislerin etkisinde hareket ediyor. Kararlarında akıldan daha çok hislerin tesiri altında kalıyor. Hisler ise, akıbeti görmez. Dolayısıyla evlilik konusunda yalnız hislerin sevkiyle karar verilmemeli, mutlaka akıl ve mantık süzgecinden geçirilmelidir.
Evlilik kararında fiziki yapı yegâne etken olmamalıdır. Sırf güzel veya yakışıklı olduğu için verilen evlilik kararının isabetli olması zordur. Malum, güzellik ve yakışıklılık izafidir, yani göreceli kavramlardır. Bakana ve bakılan kişiye göre değişiklik arz eder. Güzel ve yakışıklı dediğiniz bir insan, daha güzel olanların yanında sönük kalabilir.
Ayrıca güzellik ve yakışıklılık gibi fiziki özellikler geçicidirler. Sadece bunlara bina edilen bir sevgi, bunların başına bir şey gelince ya zayıflayacak ya da tamamen bitecektir. Hele hele makyaj ve benzeri işlemlerle olduğundan farklı bir görünüm ile muhatap yanıltılmış ise, bu sevginin daha da temelsiz kalacağı apaçık ortadadır.
Yanlış anlaşılmasın, güzellik ya da yakışıklılık gibi fiziki özellikleri hiç nazar-ı itibara almayın demiyoruz. Ancak her şeyin de fiziki yapıdan ibaret olmadığının bilinmesini istiyoruz. Güzellik tercih sebeplerinden sadece biri mesabesinde olmalı, ama ön plânda tutulan bir ana sebep olmamalı, tek sebep hiç olmamalıdır. Aksi halde kurulan aile yuvası, köksüz ve temelsiz bir bina gibi her an yıkılma tehlikeleriyle karşı karşıya kalmaya mahkûmdur.
Huy, karakter gibi özelliklerin, dürüstlük ve vefa gibi hasletlerin evliliğin devamlılığında önemi gerçekten çok büyüktür. Geçimsiz insanların güzellikleri, belli bir süre sonra cezp edici bir unsur olmaktan çıkıyor. Gururlu ve soğuk karakterli insanların, ne kadar güzel ve yakışıklı olurlarsa olsunlar, sevimli olmadıklarını takdir edersiniz.
Eşler arasındaki sevginin köklü ve devamlı olmasında önemli bir husus, Yüce Mevla'nın eşlerin kalplerine yerleştiği sevginin yerinde kullanılmasıdır. Eşlerin birbirleriyle kenetlenmeleri için verilen bu meyil ve sevgi, yerinde kullanılmayıp aile dışındaki kişilere yöneltilirse, tam tersi aile yuvasının dağılmasına yol açacaktır. Bilirsiniz ki, ailede sevgi bağını zaafa uğratıp yok eden sebeplerin başında güvensizlik gelir. Evlilik dışı ilişkiler, aldatma ve ihanetler hiç şüphesiz güveni sarsar, buna bağlı olarak da sevgiyi bitirir.
Günümüzde insanlık sevginin büyük önemini kavramış, ancak onu zaafa uğratıp yok eden unsurlardan kurtarma istikametinde ciddi bir önlem de alamamıştır. Sevginin ne tür temellere oturursa ömrün sonuna kadar hiç tükenmeden, aksine artarak devam edeceğini, büyük Üstad Bediüzzaman’ın ifadelerinden takip edelim:
“Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemâli ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemâl-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir.”
Yüreklerinizden sevgi hiç eksik olmasın. Sevgiye zarar veren her şey sizlerden uzak olsun. En derin sevgi ve saygılarımla.