Sevgili dostlar! Hiç düşündünüz mü, en önemli mesele nedir diye?
Bir anket yapılıp bu soru sorulmuş olsa, herkes kendisine göre farklı cevaplar verirdi herhalde. Böyle bir anket yapmasak da, kendi kendimize düşünerek bazı sonuçlara ulaşabiliriz diye düşünüyorum.
Mesela bir öğrenci için en önemli mesele, zayıfı varsa onu kurtarmak ve derslerinde başarılı olup sınıf geçmektir.
Lise son sınıfta veya liseyi bitirmiş bir öğrenci için ise Üniversitelere giriş sınavında başarılı olup iyi bir bölümü kazanmaktır.
Eğitimini tamamlayan bir genç açısından da iyi bir iş sahibi olmak ve akabinde de uygun bir aday bulup huzurlu bir yuva kurmaktır en önemli mesele.
Bir memur için huzurlu bir çalışma ortamı, terfi, maaşına zam ve benzer konular iken bir iş adamı, bir esnaf ya da bir çiftçi için belki de çok farlık şeyler olacaktır.
Diğer taraftan bir hasta için en önemli mesele, tedavi olup şifa bulmak olurken, bir borçlu için borcundan kurtulmaktır…
Verdiğimiz bu birkaç örnekten de anlaşılacağı gibi, her insanın kendi haline, mesleğine, işine, kültürüne, çevresine, psikolojik durumuna, anlayışına göre bu “en önemli meselesi” de farklılık arz etmektedir.
Ancak kendimize, en önemli mesele olarak kabul ettiğimiz konu gerçekten önemli midir?
Bazen hiç de üzerinde durmaya değmeyecek bir şeyi takıntı haline getirip gözümüzde büyütürüz. Hep onunla meşgul olurken çok önemli görevlerimizi aksattığımız da çok vuku bulur.
O zaman soruyu tekrar soralım:
Gerçekten en önemli mesele nedir?
İstikbal endişesi, gelecek kaygısı, maişet ve geçim derdi günümüz insanının en önemli meşguliyetlerinin başında yer alıyor. Sakın en önemli mesele bunlar olmasın! Değilse bu soru üzerinde düşünmeye devam edelim.
Peki, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Sizce bir insanın en önemli meselesi nedir? Ne olmalıdır?
Diyelim ki, Vanlı bir genç Dumlupınar Üniversitesi'ni kazanmış. Babası ile birlikte Van'dan kalkıp Kütahya'ya gelerek kaydını yaptırmışlar. Oğlunun yüksek tahsil yapmasını canı gönülden isteyen gayretli baba kalacak yer bulup oğlunu yerleştirmiş ve memleketine dönmüş. Daha sonra oğluyla yaptığı telefon görüşmesinde, okulunu ve derslerinin nasıl gittiğini soruyor. Genç, babasına çok meşgul olduğunu, çalışıp para kazandığını, ziyaretler yapıp dost kazandığını, bir takım derneklere katılarak sosyal faaliyetlerde bulunduğunu, arkadaşlarıyla gezip eğlendiğini dolayısıyla okula gitmeye ve dersleriyle uğraşmaya vakit bulamadığını söylese, babasının tepkisi nasıl olur? Oğlunun sıraladığı mazeretleri kabul eder mi? Yoksa, “Oğlum, senin oraya gidiş gayen okuluna gitmen ve derslerine çalışmandır! Eğer derslerinden sonra vaktin artarsa o dediklerini yapabilirsin. Aksi halde seni cezalandırırım!” diye uyarmaz mı?
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, Ayet: 56) Ayet-i Kerimesi insanın dünyaya gelişinin hikmeti ve gayesini, Allah'ı bilmek ve Ona iman ederek ibadette bulunmak olduğunu ifade ediyor. Bu durumda çeşitli meşguliyetleri bahane ederek ibadete vakit bulamama mazereti, ne kadar inandırıcı olacaktır? Şu halde en önemli meselenin Allah'a kulluk olduğunu belirtmemiz gerekmez mi?
Yüce Mevla Kur'an-ı Kerim'de “Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslüman olarak ölmeye bakın!” (Âl-i İmran Suresi, Ayet: 102)buyurarak ölünceye kadar iman ve İslam üzere yaşamamızı, sonunda da imanlı olarak ölmemizi emrediyor. Pek çok şeyin telafisi mümkündür. Mesela: Üniversite sınavını kazanamasanız da olur, okuyamasanız da olur... Ancak imanla ölemezsek bunu ne ile telafi edebiliriz? Ebedi saadeti kaybedip sonsuz cezaya çarpılmanın yeri ne ile doldurulabilir? Dönüp eksik tamamlama ya da kabirde düzeltme imkânı da olmadığına göre...
Evet, her insanın başına böylesine büyük bir dava açılmış. Eskilerin “hüsn-i hâtime” dedikleri güzel bir sonla, imanlı bir ölümle Yaratan'a kavuşmak.
Hiç şüphesiz her insan öleceğine göre, her insan için en büyük mesele : “Yaratan'a kulluk üzere yaşamak ve imanlı bir ölüm ile Onun huzuruna varmak” değil mi?