İnsanı yaratan, onu çeşit çeşit kabiliyetlerle donatan Allah, insan için en mükemmel ve en son din olarak İslâm'ı seçmiştir. İslâm'ın da, insanın da sahibi Cenab-ı Hak olduğuna göre, İslâm'ın insana bakışı, insanın yapısına en uygun olandır. İnsanı, en iyi bilen ve tanıyan, hiç şüphesiz onun yaratıcısı olacağına göre, O'nun insana bakışından daha güzel ve daha mükemmel bir bakış olabilir mi?
Aslında bütün semavî dinlerin gönderiliş gayesi, abd ile Ma'bûd arasında, yaratılmış ile Yaratıcı arasında, Allah ile kul arasındaki ulvî intisabı, yüce bağı kurmak ve geliştirmektir. Hatta denilebilir ki, dinin kendisi bu bağdır. Dolayısıyla dinin bir başında Yaratıcı ve kendisine ibadet edilen bir varlık olarak Allah-ü Teâla bulunurken, öbür başında da yaratılan ve ibadet eden insan yer almaktadır. Bu bakımdan sadece İslâm'da değil, bütün İlahî dinlerde insanın yeri ve önemi çok büyüktür.
İslâm'a göre insan muhatab-ı İlahîdir, Allah'a muhatab olmuştur. Dinleri, kitapları, peygamberleri insanlara hitab etmek için göndermiş olması Yüce Mevlâ'nın insana verdiği büyük önemi göstermiyor mu?
Yaratılış itibariyle varlıkların en mükemmeli olan insan, vücudunun genel yapısıyla, organlarıyla, kabiliyetleriyle... her şeyiyle eşsiz bir mahiyettedir. İnsanın bu üstün yaratılışı Kur'an-ı Kerim'de, “Şüphesiz biz insanı ahsen-i takvimde (en güzel biçimde) yarattık” (Tin Sûresi, Ayet : 4) diye ifade edilmektedir. İnsan vücuduna baktığımız zaman yersiz, uygunsuz veya eksik bir noktanın bulunmadığını görürüz. Sayısız ihtimaller içinde insan için en güzel şeklin seçilmiş olduğuna şahit oluruz. En küçüğünden en büyüğüne, denizde yüzeninden havada uçanına kadar bütün varlıklar sergilense, acaba hangisini beğenirdik? Herhalde insan vücudundan başkasını seçmezdik, değil mi?
İnsan yeryüzünün halifesidir. Diğer varlıkları kullanma, onlar üzerinde çeşitli şekillerde tasarrufta bulunma mevkiindedir. Bu durum Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde anlatılmaktadır. Mesela : “Hatırla ki, Rabbin meleklere; Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti...” (Bakara Sûresi, Ayet : 30) Halife, idareci, vekil ve temsilci demektir. Allah yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere insanı yaratmış, dünyada İlahî hükümranlığı gerçekleştirme görevini ona vermiştir.
İnsan meleklerden de üstün bir yapıya sahiptir. Hz. Adem'in yaratılışıyla ilgili olarak, Cenab-ı Hak, meleklerin bilemedikleri isimleri Ona öğretmiş ve bunu meleklere anlattırmak suretiyle Onun meleklerden daha üstün olduğunu göstermiştir. (Bakara Sûresi, Ayet : 31-33) Ayrıca, bir insan olarak Peygamberimiz, Mîrac esnasında meleklerin en büyüğü olan Cebrail (a.s.)'in ulaşamayacağı çok yüce mertebelere çıkmak suretiyle insanın üstünlüğünü fiilen ortaya koymuştur.
İnsanın üstün yaratılışı ve halifelik gibi yüce görevi sebebiyledir ki, Yüce Mevlâ her şeyi insana musahhar etmiş, insana hizmetkar kılmıştır. Konuyla ilgili Ayet-i Kerimelerden birkaçını dikkatlerinize sunalım :
“Hayvanları insanın emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını da besin olarak yerler.” (Yasin Sûresi, Ayet : 72)
“O Allah ki, yeryüzünü sizin emrinize vermiştir. (Adeta bir hayvanın sırtına binip dolaştığınız gibi) yerin üzerinde dolaşın ve Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş ancak Onadır.” (Mülk Sûresi, Ayet : 15)
“O (öyle lütufkâr) bir Allah'tır ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size türlü meyveler çıkardı. İzni ile denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi. Nehirleri de sizin için akıttı. Düzenli olarak doğup batan Güneşi ve Ayı da size hizmetkâr kıldı. Geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi. O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalkarsanız, onları kısım kısım bile sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.” (İbrahim Sûresi, Ayet : 32-34)
“Biz gerçekten insanoğlunu yücelttik, şan ve şeref sahibi kıldık. Onları (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık. Kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Yine onları, yarattıklarımızın pek çoğundan cidden üstün kıldık.” (İsra Sûresi, Ayet : 70)
Bu Ayet-i Kerimeler, yeryüzü sofrasının insan için kurulmuş olduğunu gösteriyor. Dünya misafirhanesinde her şeyin insana hizmetkâr kılındığını, dolayısıyla da insanın üstün değer ve kıymetini ortaya koyuyor.