Değerli dostlar! 23 Mart Pazartesi günü, Üstad Bediüzzaman'ın 49. vefat yıldönümüydü. Gerçekten yaptığı hizmetlerle, bıraktığı eserlerle inanç ve kültür dünyamız üzerinde büyük izler bırakmış büyük bir alim ve mütefekkirdi. Gönlünü Sevgili Peygamberimize ve Kur'an'a vermiş ve bu uğurda hayatını, her şeyiyle feda etmiş bir dava adamıydı. Kendisini tamamen aşmış, milleti için yaşamayı prensip edinmişti. Şahsi menfaat hesapları içinde hiç olmamıştı. Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir. Menfaat-i şahsiyesine himmetini hasreden, insan bozması bir canavardır, diyordu. Hayatı baştanbaşa zahmet ve meşakkatlerle dolu bir insandı. Kendi dertlerini ve şahsi problemlerini düşünmeye dahi vakit ayıramayacak kadar, İslam'ı ve Müslümanları kendisine dert edinmişti. Bana ıstırap veren yalnız ve yalnız İslâm'ın maruz kaldığı tehlikelerdir. Yoksa şahsımın karşı karşıya kaldığı sıkıntıları düşünmeye bile vaktim yok, diyordu. İslâm davasına kendisini vakfetmiş bir insandı. Bir asra yaklaşan ömrü bu dava uğruna yaşamıştı. Kendi tabiriyle çekmediği eza, görmediği cefa kalmamıştı. Esaret zindanları, mahkemeler, hapishaneler, sürgünler, zehirlenmeler, her türlü eziyet ve işkenceler onu yıldıramamıştı. Çok ağır şartlar altında tek başlattığı mücadelesini başarıyla sürdürmüş bir hizmet eriydi. Makam, mevki, ilgi ve iltifat beklemeden yoluna devam etmişti. Yokluklar, sıkıntılar ve bin bir türlü zahmetler içinde yazdığı eserler, ilim ve irfan dünyamızı aydınlatmaya devam ediyor. Bugün 46 dile çevrildiğini öğrendiğimiz onun Risale-i Nur adındaki tüm eserleri, milyonlarca insan tarafından büyük bir iştiyakla okunmakta ve istifade edilmektedir. Dünyanın her yerine yayılmış talebeleri, bulundukları yerlerde çevrelerine eşsiz hizmetler vermektedir. 13-14 Cildi bulan eserlerinin hepsi bir yana, sadece Hutbe-i Şamiye adlı eserinde İslam dünyasının dert ve problemlerine ilişkin tespitleri bile yeterli. Vefatının 49. yıldönümü anısına bu tespitleri kısaca özetleyelim: Merhum diyor ki bu eserinde; yabancılar medeniyet yarışında hızla ilerlerken İslâm dünyasını geri bırakan altı hastalıktır. Her şeyden önce bunlardan kurutulmak gerekir: 1. Ümitsizliğin içimizde kuvvet bulması, 2. Toplum hayatında özellikle de siyasette doğruluğun ölmesi, 3. Her türlü özgürlüğün en büyük düşmanı istibdat ve baskıcı zihniyet, 4. Adavete muhabbet, yani, düşmanlığa çok rağbet gösterip her şeyi düşmanlıkla halletmeye çalışmak. 5. Ehl-i imanı birbirine bağlayan ulvi ve nurani bağları bilmemek, 6. Menfaat-i maddiyesine himmetini hasretmek.. Evet değerli dostlar! Paradan, maldan, güç, kuvvet ve diğer imkânlardan önce köklü bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğu aşikârdır. Bütün bunları kullanabilecek bir anlayış ve cesaret gerekiyor elbette. Her şeyden önce bir insanın hayata ve olaylara ümitle bakabilmesi şarttır. Ümitsiz, karamsar bir insan yenilgiyi peşinen kabul etmiş olur. Dolayısıyla böyle bir insanın başarılı olması, ilerlemesi düşünülebilir mi? Bu sebeple düşmanlarımız önce içimize umutsuzluk pompalamaktadırlar. Doğruluk toplumun temel altyapısını oluşturan en önemli değerdir. Doğruluğun bulunmadığı bir toplumda güven olmaz. Güvenin sarsıldığı toplumlarda da bırakın kalkınmayı ve gelişmeyi, olumlu iş yapmak zorlaşır. Yüce Yaratıcı insanın istidat ve kabiliyetlerine sınır koymayıp serbest bırakmışken, insanlar çeşitli şekillerde bunları baskı altına alırlarsa yükselmeyi de durdurmuş olurlar. Her türlü keşif ve icadın anahtarı özgür düşüncedir. Sevgi, Yüce Mevlâ'mızın insanları birbirine bağladığı eşsiz güzellikte bir bağdır. O olmazsa insanları birbirleriyle kaynaştırmak, bir arada tutmak imkânsızlaşır. Düşmanlık ise sadece kendimizi savunmada kullanılacak bir haslettir. Böyle olunca her işimizi düşmanlıkla halletmeye kalkışmak yerine sevgi filizlerini içimizde yeşertmemiz gerekmektedir. Yine Rabbimiz Mü'minleri , İslam kardeşliği gibi, inanç birliği ve ülke birliği gibi bağlarla birbirlerine hiç kopmayacak bir şekilde bağlamış; ancak bunu dikkate almada ihmalkâr davrandığımız bir gerçek. Sadece kendisini düşünen insanlar, toplumsal kaynaşma içine giremezler ve böyle insanlar vatan ve milletleri için herhangi bir gayret göstermezler. Evet sevgili dostlar! Kısaca arz etmeye çalıştığım bu görüşlere ne kadar ihtiyacımız var değil mi? 49. Vefat yıldönümünde bu görüşleriyle bize ışık tutmaya devam eden o büyük Üstada rahmetler diliyorum. Binler Fatihalar onun aziz ruhuna olsun. Sevgi ve saygılarımla. |