Bu yemek listesi bana, yiyeceklerle donatılmış sofralarımızı ve çöpe attığımız yemek ve ekmekleri içim acıyarak hatırlatıyor. Ve yine, komutanın 275 kiloluk top mermisini kaldıran Seyyit Onbaşıyı huzuruna çağırdığında, “Dile benden ne dilersen” dediğinde, Seyyit Onbaşının; “Bana bir ekmek yetmiyor, bir ekmek daha verebilir misiniz” deyişini, iki gün sonra da yine komutana çıkıp, “Arkadaşlarım bir ekmek yerken ben iki ekmek yiyemiyorum, bana yine bir ekmek verin” deyişini hatırlatıyor…
On beş yaşında lise öğrencileri, üniversite öğrencileri, bıyıkları yeni terlemiş nişanlı gencecik delikanlılar vardı orada, geleceğimiz gençlerimiz vardı...
Evet yiyecekleri çok değildi, ama şikayetçi de değillerdi. Onlar ruhlarını doyurmuşlardı, bedenlerinin ihtiyacının peşinde değillerdi...
Öleceklerini bile bile koşarak gittiler Çanakkale'ye, ama vatanlarının canlarından daha değerli olduğunu ve şehadetin çok güzel olduğunu da biliyorlardı...Orada elle tutulan ve gözle görülen bir ruh vardı, ruhları öylesine yücelmişti ki sevgilililer Sevgilisi bile yanlarına gelmişti...Düşmanlar bile anlamışlardı neyle karşılaştıklarını, el uzattıkları değerlerin farkındaydı ve şöyle diyordu İngiltere Başbakanı Chuorchil; “Biz Çanakkale'de Türklerle savaşmadık, Allah'la savaştık”
Ve sahip olduğumuz değerleri, ruhumuzun nelerden beslendiğini keşfettiler, zaten bizi topla, tüfekle yenemeyeceklerini anlamışlardı. Bu değerleri elimizden alarak yıkmak için vurdular, vuruyorlar, vuruyorlar...
Aileye, kadınlarımıza, gençlerimize, evimizin baş köşesinden cicili bicili ambalajlarla sundukları zehirleri içiriyorlar. Bizim, saf, kendini tanıyamamış, milletimiz de içiyor bu zehirleri, hani susayan insanların deniz suyuna saldırıp daha çok susaması gibi içiyor, içiyorlar...
Kendi dünyalarında değiştirdikleri teslis inancını (Üç Tanrı) bize dayatıyorlar; para, şöhret, şehvet.
Bir de onların sadece dünya endeksli kişisel gelişim kitaplarını okutuyoruz, Çanakkale'de kişisel gelişimini doruklara çıkarmış ecdadımızdan bi haber olduğumuz için yabancıları doğru zannediyoruz...
Öyle çok kahraman ve öyle çok destan var ki Çanakkale'de anlatmakla bitmez. Çanakkale ile ilgili kitapları okurken bitecek diye korkuyor üzülüyorsunuz, o kahramanlarla satırlarla da olsa buluşmak ruhunuzu besliyor, yüreğinizi genişletiyor, dünyanız bile farklılaşıyor...
Kitap bitince kendinize dönüyorsunuz, dünyaya bakıyorsunuz, balçığa saplanmış ruhlar, dünyaya kilitli hedefler, materyalist ilişkiler, ruhunuzu daraltıyor boğulacak gibi oluyorsunuz ve derhal o kahramanların demir attığı sahil-i selamete sığınıyorsunuz, zaten başka bir yer yok sığınacağınız...
Sağlıcakla Kalın