6 Mayıs gününe Hıdrellez dendiğini bilmeyen yoktur sanırım. Hıdr ellez, Hızır ve İlyas isimlerinin birleşmesiyle ortaya çıkmış bir kelimedir. Hızır günleri diye bazı duvar takvimlerinde okumuşsunuzdur.
Halk takviminde yazın başlangıcı olarak kabul edilen bu gün, Hz. Hızır ve Hz. İlyas'ın buluştuğuna inanılan bir gündür.
Hıdrellez günü çeşitli geziler, oyunlar düzenleyenler mi ararsınız? Hz. Hızır'la karşılaşabilmek ümidiyle önüne gelen herkese tebessüm dağıtanlar mı? Erkenden kalkıp, gün doğmadan çimenlerde yuvarlananlar mı? Kaynamış yumurtaların kabuklarını boyayarak oynayanlar mı?... Daha neler neler! Çeşitli eğlencelerle o gün bir bayram havasında geçer.
Hıdrellez etkinliklerini değerlendirmeye geçmeden önce Hz. Hızır (a.s.)'ın şahsiyeti hakkında kısa bilgi vermek faydalı olacaktır:
Çok bereketlenen bir şeye, “Sanki Hızır'ın eli değmiş” derler. Ayrıca, “Kul bunalmayınca Hızır yetişmez” sözünü haniyse duymayanınız yoktur. Atasözü haline gelen bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi; halk arasında Hızır, darda kalanların imdadına koşan, bolluk ve bereket dağıtan, kâinata yeniden hareket ve canlılık getiren bir zattır.
Bu sebeple her zaman bir umut kaynağı olmuş ve çok büyük bir ilgi odağı haline gelmiştir. İslam dünyasının pek çok yerinde onun makamları vardır. Çevremizde, gezip dolaştığımız yerlerde, O'nun adıyla yâd edilen yerler görürüz: Hızır-İlyas Camii, Hızır-İlyas Tekkesi, Hızır-İlyas Köyü, Hızır Dağı, Hıdırlık Kayası... Kütahya'mızda hepimizin bildiği Hıdırlık tepesini söylemeye, bilmiyorum gerek var mı? Buralarda çeşitli merasimler, ziyaretler ve birtakım hususî ibadetlerin yapıldığına şahit olmaktayız.
Aslında Hızır, bir isim değil, lâkaptır. “Yeşil” veya “Yeşil ot” anlamına gelen bu lâkabın O'na verilmesinin sebebini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle izah ediyor: “O kupkuru ağarmış ot destesinin üzerine bile otursa, derhal altındaki bu otlar yeşeriverirdi.” (Buhari, Tirmizi)
Bolluk ve bereket sembolü olmasının yanında, Yüce Allah'ın kendisine ledün ilmi denilen gizli sırları öğrettiğini bildiğimiz bu zatın kim olduğu konusunda İslam bilginleri farklı görüşler bildirmişlerdir. Bazı âlimler O'nun Hz. Elyesa (a.s.) olduğunu söylerken, bazıları da Hz. İlyas Peygamberin kardeşi olduğunu kabul ederler.
Onun şu anda hayatta olup olmadığı konusunda da ihtilaf vardır. Ka'bu'l-Ahbar'da, insanlardan dört peygamberin diri olduğu ve dünya halkı için bir güven kaynağı teşkil ettiği belirtilir. Bunlardan ikisi yeryüzündedir: Hz. Hızır ve Hz. İlyas. İkisi ise semadadır: Hz. İdris ve Hz. İsa.
Hıdrellez günü konusunda çok girift manzaralar ile karşılaşıyoruz. Birçok inanç ve geleneğin Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve hatta Mecusilerden girme olduğu anlaşılmaktadır. Bazı İslamî motiflerle süslenmiş olsa da, dinimizin temel kaynaklarında bugüne dair önemli sayılabilecek bir malumat yoktur. Konunun örf-adet ve gelenekler açısından ele alınmasının daha isabetli olacağını düşünüyorum.
Ancak, böyle günlerde yapılacak meşru etkinlikler, toplum hayatında farklı bir dinamizm oluşturduklarından, karşı çıkmamanın daha doğru olacağı kanaatindeyim. Çünkü: Meşru olanın engellenmesi, gayr-i meşru olanın önünü açar. Bilindiği gibi, helallerin dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir, harama girmeye gerek kalmaz. Haram zevk ve eğlenceler ise zehirli bir bal hükmündedir, ilk başlangıçta bir keyif verir gibi olsa da, çok büyük sıkıntı ve acılara sebep olduğundan onlardan uzak durmak gerekir. Bunun için helallerin önünü kesmemek ve helal dairesini daraltmamak lâzım ki, haramlara yol açılmış olmasın.
Burada önemli bir noktaya işaret etmekte zaruret var: Sebeplerin birer perde ve vasıta olduğunu, hakiki tesirin ise, müsebbibül-esbâb olan Allah'a ait olduğunu unutmamalıyız. Hz. Hızır (a.s.) bolluk ve bereketin sembolü olmuştur, ama o sadece bir vasıtadır. Bolluğu da, bereketi de veren aslında bizzat Allah'tır. O bereket verecek olursa, bir sebeple bize ulaştırır. Bu sebep gerçekten Hz. Hızır (a.s.) da olabilir, bir insan da olabilir, bir başka varlık da. Allah'ı unutup sebeplerden medet ummak, bizi tevhidden şirke kadar götürebilir. Dolayısıyla esas olan, Hızır aramak değil, her türlü nimet ve bolluğun gerçek sahibi olan Allah'a intisabımızı kalbimizde hissedip, bütün varlığımızla O'na yönelmektir.
Bir başka önemli husus da, karşımızdaki insana değer vermektir. Durumu ve konumu ne olursa olsun; zengin-fakir, küçük-büyük, genç-yaşlı, güçlü-zayıf, âmir-memur, siyah-beyaz ayrımı yapmaksızın... Herkese, bir insan olarak saygı göstermek, hiçbir kimseyi küçük görmemek, kimseye hor bakmamak. Bu konuda şu söz hiç unutulmamalı : “Her geceyi Kadir, her insanı Hızır bil.”
Hıdrellez ile başlayan baharın yepyeni dirilişlere, maddi-manevi güzelliklere, canlılıklara vesile olması dilek ve temennisiyle.