Bir bülbül uçtu
Gül dalından,
Bir de can.
Dünya malından
Almışlardı nasibini,
Yeşilinden alından.
Kim ne bilsindi ayrılık,
Daha zormuş ölümden.
Ne güzeldi hayat,
Uzak olunca ölümden.
Sevmek...doyasıya sevmek,
Taaa ezelden;
Ve birden kopuvermek,
O güzelden,
Vaktin yok ki, dur oyalan;
Yetiş Hak kervanına,
Sıkıca bağlan,
Son nefeste desen,
Dünya benimdi,
Bilesin ki dostum,
Onlar tatmak içindi...
Yılmaz Erdoğan.
Sevdiğiniz bir insanı nasıl tarif edersiniz bilemiyorum, ya da onu hatırlayınca hatırınıza neler gelir. Ben Nazir dayıma, “Benim tatlı dayım”derdim. Henüz yeni vefat etmesine rağmen onu hasretle anıyorum.
Kendisi babamın dayısının oğluydu, ama biz de dayı derdik. Babamla aralarındaki muhabbet bizim ve çocuklarının yüreklerine de akmıştı.
O her seviyeden insanla rahatlıkla konuşabilen insanlara daha da önemlisi çocuklara değer veren, onlara büyük insan muamelesi yapan bir insandı. Çocukluğumda bizimle baş harfini belirlediğimiz, isim, şehir, hayvan bulma oyunu oynardı.(bugün oynandığını sanmıyorum) Her görüşmemizde bizimle boy ölçüşürdü, yumuşak huylu, tatlı dilli,nur yüzlü herkes tarafından çok sevilen bir büyüğümüzdü. Düzgün konuşurdu, hitabeti iyiydi, içine samimiyet koyduğu konuşmalarıyla gönülleri fethederdi. Pek çok çiftin nişan yüzüklerini güzel bir konuşma yaparak O takmıştı.
Uzun yıllar kalp rahatsızlığı yaşadı, Hacc’a gideceği zaman sağlık muayenesinde doktorlara kalbinden biraz rahatsız olduğunu söyleyince, onlar da “Biz sana sağlam raporu yazalım, sen git bize de dua et”demişler, o da sevinerek gitmişti. Gelince nasıl nasip olduysa Medine de ezan okuduğunu, eline kafile bayrağı verildiğini, Mekke'de de hiç zorlanmadan çok rahat ibadet ettiğini anlatmıştı ve daha sonra kalp ameliyatı olmuştu. Bir buçuk yıldır çok hastaydı, hiç şikâyet etmeden, şükür ve zikirle zamanını geçirdi.
Rabbim ona uzun ve güzel bir ömür ihsan etmişti, sevilerek ve çok iyi bakılarak yaşadı. Eşi sağlıkçıydı, ama her sağlıkçının olamayacağı kadar fedakâr ve bilgili bir insandı, ona özveriyle baktı, vefat ettiğinde herkeste bir tevekkül ve teslimiyet hakimdi, tıpkı onun kendi hayatında yaşamaya çalıştığı gibi...
Beni en çok etkileyen yanı, çocukluğumda birlikte geçirdiğimiz güzel zamanlar ve gönlümüze attığı sevgi temelleridir. Biz, bugün çocuklarımıza böyle değer veriyor muyuz, bu değeri gösterebiliyor muyuz? Ecdadımızdan emanet aldığımız dünyayı onlara daha güzel bırakmak için sevgi izlerinde ilerlemek gibi bir derdimiz var mı? Ne yazık ki bu sorulara büyük ölçüde evet diyemeyeceğim. Onları adam yerine koyup komşu olarak, akraba olarak bir “Merhaba, günaydın, nasılsın, derslerin nasıl” demiyoruz, onları muhatap kabul etmiyoruz, hataları olup uyardığımızda da onlar bizi muhatap kabul etmiyorlar. Bugün yaşadığımız pek çok sıkıntının altında bu önemli hatamız yatıyor. Onları kılık kıyafetleri, doğrusunu öğrenemedikleri için düştükleri hataları ve yanlış davranışları nedeniyle sert ve ters bakışlarımızla, dışlamalarımızla cezalandırıyor, suçluyoruz. Onlar da baharda doluya tutulmuş tomurcuklar gibi yerlere dökülüyorlar. Oysa çocuklar pırıl pırıl zekâlarıyla onlara olan ilgimizi asla unutmayacaklardır, yaşları ilerlediğinde de bizi vefat etmiş bile olsak unutmayacaklardır...
Ne olur hiç olmazsa bundan sonra onlardan bir merhabayı, sevgi ve ilgiyi esirgemeyelim ve dünya daha iyiye ve güzele doğru gitsin...
Bütün çocuklara değer vermiş ,onların güzel gönüllerine girmeye gayret etmiş güzel insanlarla beraber Nazir dayıma da bir Fatiha okur musunuz ....
Sağlıcakla Kalın.