Yıllar önce, hiç gitmediğim ve bilmediğim bir yere yedek subay olarak görevlendirildiğimde, o zamanlar bulunduğum İstanbul'da bir dostumuz uğramıştım. Dedim: “Ağabey, ben şuraya gidiyorum. gideceğim yerin adını vermem uygun olmayabilir. Orada tanıdık biri var mı? Ev bulma ve benzer konularda yardımcı olabilecek birine ihtiyacım var.” Toptan mal satan bu dostumun cevabı o zaman çok enteresan gelmişti bana. “Kardeşim”, dedi, “O yörenin insanları çok menfaatçidir. Senin daha başta verdiğin selamı alırken, içinden inceden inceye hesap kitap yapar. Ben bu adamın selamını alayım mı, bana ne faydası ya da ne zararı olabilir, diye düşündükten sonra selamını alır, yoksa seninle hiç ilgilenmez.”
Aradan otuz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen ben işadamı olan bu yakınımın söylediği bu sözleri unutamadım. Bizzat yaşadığım ve karşılaştığım olaylar, izlediğim haberler bu sözlerin zihnimde hep canlı kalmasını sağladı. Okuduğunuz satırların yazılmasına da bu sözler sebep olduğunu ifade etmem yerinde olur.
Geçenlerde bir dolmuşta dikkatimi çekti: “Paran yoksa dostun yok!” Gerçekten her türlü ilişkinin, dostluğun, alış verişin menfaat üzerine bina edildiği bir dünyada yaşıyoruz. Dostluk ve arkadaşlıklar da elbette bundan nasibini aldı. Karşılık beklemeden seven, menfaati olmadan samimi arkadaşlık ve dostluk kuran insanlara ne kadar da hasret kaldık, değil mi?
Makam mevki sahiplerinin, idarecilerin, işadamlarının etrafını saran insanların büyük çoğunluğuna bakın, davranışları ne kadar yapmacık, riya ve gösteriş kokuyor. Düne kadar neredeydi bütün bu insanlar? O şahıs yönetici olmadan önce niçin hiç yanına gelmemişlerdi?
Evet değerli dostlar! Sadece şahsî menfaatini düşünmesi ve bu doğrultuda hareket etmesi, insanı gerçekten bencilleştiriyor, vahşileştiriyor, canavarlaştırıyor.
Basına yansıyan haberler şahsî çıkar hissinin, insana neler yaptırabileceğini göstermeye yeter sanırım. Kendisinin üç kuruşluk menfaati için başkalarını ya da ülkesini büyük zararlara sokmaktan kaçınmayan insanları gördükçe kahrolmamak elden gelmiyor. Çıkarları uğruna, hiç gözünü kırpmadan âlemi fesada verenler az değil.
Gerçek anlamda insanî değerlere ulaşmanın, ancak bencilliği ve şahsî çıkar kaygısını aşmakla mümkün olabileceğini vurgulamakta yarar var. Menfaatperestlik hissini aşamayan insanların davranışlarında, iş ve hareketlerinde samimi olmaları zordur.
Düşünün bir kere: İnsan akıl sahibi, davranışlarını kendi istek ve iradesiyle düzenliyor. Davranışlarını neye göre yapacak? Ya kendi çıkarı, ya da başkalarının çıkarı için. Hele hele kendi aleyhine olan hususlarda, çıkarını terk edip başkalarının yararı için nasıl hareket edecek?
Üstad Bediüzzaman geri kalışımızın sebeplerini sayarken, “menfaat-i şahsiyesine himmetini hasretmeye”, yani bütün gayretini kişisel çıkarlarına harcayıp başka şeyleri düşünmemeye dikkatleri çekmektedir. Milletinin menfaatlerini kendi menfaatlerin önünde tutabilmek, gerçek anlamda milletine bağlılığın ifadesidir. Bediüzzaman'ın ifadesiyle; “kimin himmeti milletiyse, o tek başına bir millettir.” Ancak bu şahsi menfaat kaygısını aşma olayı nasıl gerçekleşebilir?
Hiç şüphesiz bu konuda önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekecek: İnsan davranışlarını, ya menfaati için ya da Allah için yapacaktır. Şu halde menfaatperestlik hissini yenmenin yolu Yüce Yaratan'a inancın akıl ve kalplerde yerleşmesiyle açılabilecek. Bu da “marifetullah” dediğimiz, Allah'ı bilmeye bağlı. İsim ve sıfatlarıyla, gönderdiği elçileri ve mesajlarıyla, yarattığı varlıklara bakmak suretiyle Yüce Mevlâ hakkında bilgimiz olabildiğince artacak. Aklımız fikrimiz Onun düşünce ve tefekkürüyle meşgul olur hale gelecek. Bunun sonunda Ona imanımız ve bağlılığımız kuvvet bulacak. Neticede davranışlarımızda Onun rızası ve hoşnutluğu etkili olmaya başlayacak...
Şu halde menfaatperestliğin toplumumuzda böylesine yaygınlaşmasının sebeplerinin başında, Allah inancının zaafa uğratılması geldiği anlaşılmaktadır. Menfaatperestliğin gerçek anlamda aşılması için de bunun takviyesine ihtiyaç olduğu açıktır.
Karşılık beklemeden iyilik yapan, hiçbir menfaati olmadığı halde sırf Allah rızası için seven insanların mumla aranır hale geldiği günümüzde böyle bir konunun dile getirilmesi de inşaallah hayırlara vesile olur.
Sevgi ve saygılarımla.