Sevgileri yarına bıraktınız,
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız,
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden,
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi;
Kalbinizi dolduran duygular,
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz,
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek;
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk,
Geçeceği aklımıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde,
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız,
Vermeye az buldunuz,
Yahut vakit olmadı.
Behçet Necatigil
12 yaşında bir kız çocuğu elinde silah ve annesini öldürüyor. Bu son zamanlarda duyduğumuz, gönül testilerimizi gamla dolduran haberlerden sadece biri ve ne yazık ki istisna değil. Bu ve benzeri olaylar başımızı ellerimizin arasına alıp, bizi derin derin düşünmeye ve ciddi olarak muhasebe yapmaya sevk edecek türden olaylar. Biz neleri kaybettik? Eskiden niye böyle olaylar yoktu? Hatta hayal bile edilmezken bize ne oldu böyle?
Öncelikle çok hızlı ilerleyen teknoloji hayatımızı hızla değiştirdi. Ama bu iyiye doğru olmadı, evimizin baş köşesine oturttuğumuz televizyon, dizi filmleri, sinemaları hatta çizgi filmleriyle bizi ahlâken baş aşağı düşürdü ve tanınamayacak hale getirdi…
Sonra her evde çocukların odaları ayrıldı. Çocuklar odalarına çekildi, tv'lerin sayısı arttı, eşler de ayrı odalarda oturdu, herkes özgürce takıldı hayata… Evlerimiz yemekhane, yatakhane, çamaşırhane oldu, yazık ki yazıklar ki yuva olmaktan çıktı…
Sonra bir bilgisayar aldık, çocuklarımızın odasına koyduk ve koskoca dünyayı sığdırdık çocuklarımızın odasına. Dünyayla muhatap olan çocuklarımız bizi muhatap kabul etmemeye başladı. Çünkü aynı evde yalnızları oynadığımız için bizden çok uzaklaşmışlardı, onlarla sohbet etmek ve oyun oynamak gibi güzellikleri yitirmiştik…
Bize ve çocuklarımıza sahip çıkan komşularımız bakıp da göremediğimiz insanlar haline gelmişti. Sevdiğimiz, saydığımız, yardımlaştığımız komşularımız da bizden uzaklaştılar ve kapılarımız yan yana da olsa onları tanıyamıyorduk artık…
Başköşemizde oturan, tecrübe ve donanımlarıyla çocuklarımızı durgun ve berrak sahillere götüren, onlara hayatı anlatan nine ve dedelerimiz çoktan tarihe karışmıştı…
Vücutlarındaki enerjiyi toprakla buluşturup, sokaklarda özgürce oynayan çocuklarımız artık betondan hapishanelerimizde, hareketsiz bilgisayar başında kalakaldılar. Bahçeleri süsledik, güzelleştirdik, ama onları bu bahçelerde oynatmadık, ayakları neredeyse toprağa hiç basmadan, hayvanları resimlerinden ve hayvanat bahçelerinden tanıyan asabi, sinirli çocuklar yetiştirdik. Dinlerini öğrensinler diye gönderdiğimiz camilerden gürültü yaptıkları için kovuldular, dövüldüler ve neredeysee hiç teşvik görmediler, sonra da onları dinlerine ısındıramadık. Sevdiğimizi söylemek mi, “Ne lüzum var, biliyorlar ya zaten ve onlara bol bol da oyuncak alıyoruz, ne isterlerse yapıyoruz ya” dedik, gerek görmedik.
Ne istedilerse aldığımız çocuklarımızı sonra neyle mutlu edeceğimizi bilemedik. Şimdi o çocukların neler yaptıklarını, bize bu acıları nasıl çektirdiklerini hep birlikte görüyoruz…
Siz bu hatalarımızı çoğaltabilirsiniz, ama neyi kaybettiğini bilmeyen neyi arayacağını da bilemez. Bu değerleri yeniden kazanmak için, önümüzdeki tatil günleri iyi bir fırsat, lütfen bu günleri iyi değerlendirelim ve çocuklarımız daha iyi insan olsunlar…
Sağlıcakla kalın