Bir, elindeki resime, bir de babasına bakıyordu. Gözleri babasının üzerine mıhlandı, ama o televizyondaki maça kilitlenmişti. Bedeni buradaydı, ruhu orada… Oysa bugün öğretmeni, “Bu resmi babana göster bakalım beğenecek mi?” demişti. Baba, resmi görmek şöyle dursun, küçük çocuğu duymuyordu bile…
Futbola ara verildi ve reklamlara sıra gelmişti, Babalar Günü için hediyeler tanıtılıyordu. Çocukların günü yok muydu, olsa da bir gün yeter miydi, onlarla ilgilenmek için…
Genç kızlığın eşiğindeydi. Babasını daha yakından tanımak, erkekler hakkında bilgi almak ve ona göre davranmak istiyordu. Ancak, babası annesinden boşanınca, babalıktan da boşanmıştı adeta…Arada bir telefon ediyor, buz gibi bir sesle konuşuyor, bir şeye ihtiyacının olup olmadığını soruyordu. Bu ilgisizlik ve soğukluk karşında ne söyleyebilirdi yavrucak. Oysa onun varlığına öyle çok ihtiyacı vardı ki… Bir başkası o boşluğu dolduramıyor, yüreği o boşlukta çırpınıyor ve uçurumdan aşağı yuvarlanıyordu sanki…
O bir küçük adamdı; babasına sarılmak istiyor, sarılamıyordu. Ne yaptıysa sarılmak için boşunaydı. Bir gün onunla oyun oynayan annesine, “Anne ben babama sarılmak istiyorum, ama o istemiyor” dedi.Annesi ne diyeceğini şaşırdı ve akşama mutfaktan annesinin sesini duydu, “Oğlumuza niçin sarılmıyorsun? Senin sevgini hissetmeye ihtiyacı var” diyordu. Babası da, “Fazla yüz verirsem tepeme çıkar, bırak sarılamasın” diyordu, farkına varmadan gözyaşları yanaklarını ıslatıyordu…
Bu küçük hanım ise şanslıydı, babası onu eve gelince kucaklıyor, onunla oyunlar oynuyor, gününün nasıl geçtiğini soruyor, defterlerine bakıyor, ona hediyeler alıyordu. Kendisini küçücük bir çocuk olarak değil, bir hanımefendi olarak görüyor ve en çok babasının yanında değerli hissediyordu kendisini. Baba, bir dağ gibi arkasında duruyor, yüreğinin sıcaklığını yavrusuna hissettiriyordu. Çocuğun ayakları yere hep sağlam basacaktı, bunu hissediyordu.
Yeni evlenmişti, babasını yakından tanıyamadığı için erkeklerin özelliklerini bilmiyor, bocalıyordu. Kayınvalide ve kayınpeder gereğinden çok fazla ailelerine karışıyor, işi rahatsızlık verme boyutuna getiriyorlardı. Eşi de sessiz, sakin ve yumuşak bir insandı. Ama hayat, sessizlik ve yumuşaklıkla halledilemeyecek kadar zorlaşmıştı. Birilerinin eşiyle, gerekirse kayınvalide ve kayınpederiyle konuşması gerekiyordu, bu böyle devam edemezdi. “Babam konuşsa” dedi içinden, ya da “Babam etkili olacak birilerini bulsa da konuştursa” diye düşündü. Annesine sordu, annesi babasını iyi tanıyordu, “Konuşmaz ve karışmaz” dedi annesi üzülerek. Ama o en azından babasıyla paylaşmak ve danışmak istiyordu bu sorunları. Babasıyla konuştu nihayet, danıştı ona; babası yine sessiz ve yumuşaktı. Oysa bu huzursuzluk rüzgarları sertti ve genç ruhunu incitiyordu. Ne olurdu, babası hiç olmazsa eşiyle erkek erkeğe konuşsa da bir şeylerin değişmesi için gayret etse…Olmadı, ruhu yalnızdı. Yaslanacak kimsesi yoktu ve bu sorunların altından yalnız kalkamayacaktı…
Ve televizyon ha bire babalar gününden bahsediyordu, üzerlerine karların yağdığı dağlardan…
Sağlıcakla kalın.