BİR AVUÇ KUMDUR HAYAT SAVRULUP GİDEN.
BİTİP TÜKENMEZ ZAMAN SERMAYEMİZDİR,
ÖNÜMÜZE KONULMUŞ BİR SINAV KÂĞIDIDIR,
ÜZERİNİ YANLIŞ YA DA DOĞRULARLA DOLDURACAĞIMIZ
Arzu KONAN
İftar vakti yaklaşıyordu, evin hanımı iki gündür hummalı bir hazırlık yapıyordu. Bu akşamki misafirleri onun için önemliydi. Karşılarına dört dörtlük bir şekilde çıkmalıydı. Kimseden aşağı olmadıklarını göstermek istiyordu. Temizlik ve sofra mükemmel olmalıydı. Bu düşüncelerle hem bütçelerinin dışına çıkmış, hem de çok yorulmuştu. İki gündür çocuklarını bile gözü görmüyordu. Sofrayı özenle hazırladı ve zil çaldı…
İftar vakti yaklaşıyordu ve tren hızla ilerliyordu, zamanla yarışırcasına. Yolcular yolluk yemeklerini çıkarmışlar oruçlarını açacaklardı. Çocuklar trenin koridorunda dolaşıyor, değişik sofralardan ikramlar alıyorlardı. Bir iş makinesi de tren yolundan geçmeye çalışıyordu. Bu iki araç öyle bir çarpıştı ki, yolcular neredeyse kıyamet koptu zannettiler, sağdan sola savruldular, vagonların arasında sıkıştılar. Beş yolcu oruçlu gitti ahirete, on bir yolcu da yaralandı. Diğer yolcular da yüreklerindeki yaralarla çıktı trenden dışarıya, Bozüyük'te iftar vakti ezan okunurken…
İftar vakti yaklaşıyordu, tek çeşit yemek ve ekmek koyduğu sofrasına bakarken oğlunu düşünüyordu. İşte istedikleri olmuştu, oğlu kısa yoldan hayata atılacaktı, Sağlık Meslek Lisesini kazanmıştı. İlçedeki okulda bu çocuğu nasıl okutacaklardı, oraya kadar yol paraları bile yoktu. Derken zil çaldı, yan komşusu bir tabak yemek getirmişti. "Vaktin varsa gir, çok bunaldım ve seninle konuşmaya ihtiyacım var" dedi. Hızır bildi komşusunu ve anlattı, anlattı, gözyaşları eşliğinde. Komşusu, "Hiç üzülme bir öğrenci okutmanın ne kadar güzel ve önemli olduğunu bilen çok sayıda insan var, ben senin için aracı olacağım ve oğlunu okutacağız" dedi.
İftar vakti yaklaşıyordu, ama ortada ne sofra vardı, ne de yiyecek bir şey. Evde kalan son makarnayı sahurda yemişlerdi, hatta ortada ev denilecek bir hal yoktu. Apar topar buraya sığınmışlardı, çünkü ne yazık ki, uzun yıllar aynı yastığa baş koyduğu eşi nasıl olmuşsa başka bir kadını evlerine getirmiş ve iki çocuğuyla sokağa atmıştı. Şimdi ne yapacaklardı, şaşkınlık ve hüzün taşlaşmış ve yüreklerine oturmuştu. Hallerine şahit olan komşuları kapıyı çalıp bir tabak çorba verdi ve gözyaşları içersinde iftar ettiler…
Evet iftarlar yaklaşıyor, ömrümüzün son zamanlarının her an biraz daha yaklaşması gibi; önemli olan bu zamanlara lâyık olduğumuz gibi varabilmek ve ötelere en güzel halimizle gitmek…
Sağlıcakla kalın.