Sevgili dostlar!
İlahî mesajlara kulak tıkayan insanoğlu, adeta başını taştan taşa vuruyor. Gün geçmiyor ki büyük bir problemle karşılaşmasın.
Kütahya'mızda da intiharların çoğaldığına dair bilgiler alıyoruz. Hızla yayılma istidadı gösterdiğini öğrendiğimiz bu olaylar, daha büyük bunalımların ve buhranların sinyalleri olduğu anlaşılıyor. Allah korusun, tedbir alınmazsa daha büyük sıkıntılarla karşılaşabiliriz.
Hiç şüphesiz ileri derecede psikolojik bir rahatsızlığın tezahür şeklidir intihar. Bir nevi cinnet hali sonucunda insanın kendisine, kendi canına kastetmesidir. Aklı başında hiçbir insanın hayalinin kenarından bile geçmemesi gereken böyle bir olay, nasıl oluyor da çoğalabiliyor toplumumuzda?
Maalesef insanımızın içinde bulunduğu durum, zaman zaman son derece bunaltıcı bir hâl arz etmektedir. İşsizlik, geçim derdi, sağlık problemleri, tahsil imkânsızlıkları gibi, bilinen pek çok sıkıntılar hayatı çekilmez hale getiriyor.
Ayrıca sosyal yapıdaki problemler: Aynı apartmanda oturan daire komşularının bile birbirinden habersiz oluşu, akrabalık bağlarının kopma noktasına gelmesi, sürdürülmeye çalışılan ufak tefek ilişkiler de birer menfaat ilişkisinden ibaret kalınca, bütün bu kopukluklar insanları kalabalıklar içinde yalnızlaştırıyor.
Bütün bunların sonucu olarak da sıkıntılar, bunalımlar alıp yürüyor, hem de paylaşılamadığından dolayı büyüyerek.
Diğer taraftan bir takım eğitim eksiklikleri ve medyanın yanlış telkinleri sonucu, sesini duyurmanın ve amacına ulaşmanın en kolay yolu gibi gösterilerek adeta insanımız buna özendirilmektedir. Dürüst ve istikrarlı bir çizgide ilerlemek yerine kumar, piyango, toto, loto ve benzeri şans oyunlarıyla kısa ve kolay yollardan her şeyi halledivermek gibi temelsiz anlayışların etkisinde kaldığından, aradığını bulamıyor, hedefine ulaşamıyor. Zorlukları göğüslemeye zihnen ve bedenen hazırlanmadığından en küçük bir engel karşısında bocalıyor. Bu başarısızlıkların üst üste gelmesi, elbette insanı yıpratır, hadiseler karşısında dayanma gücünü kırar.
En önemlisi, her türlü zorluk ve sıkıntılar karşısında insana dayanma gücü veren inanç ve moral değerlerinin aşındırılması, bunalımlara kapı açar, adeta davetiye çıkarır. Bu tür manevî dinamiklerin takviyesi de bunalımları aşmada en etkili çarelerin başında yer alır.
Hayatın bütün güzelliklerinin, ne zaman, nerede ve nasıl geleceği belli olmayan bir ölümle yok olması ve bu ölümün pençesinden insanın hem kendisini, hem de bütün sevdiklerini kurtaramaması, her şeyin fani oluşu, ayrılık, hastalık ve musibetler... eğer Allah ve ahiret inancı yoksa, her şeyin tadını kaçırıp anlamsız hale getirmektedir.
Şu kısacık ömürle ebedî bir ömür kazanmak düşünülmezse, zorluklara göğüs gererek yaşamanın ne anlamı olabilir ki? Yapılan en küçük bir iyilik veya kötülüğün karşılıksız kalmayacağına iman olmazsa, kötülükten kaçıp iyilikler yapmak için uğraşmaya değer mi?
Büyük Üstad Bediüzzaman'ın dediği gibi, ağır yükleriyle gemiye binen bir insan, eşyalarını gemiye yerleştirmeyip sırtında tutmaya devam ederse, boşu boşuna yorulmuş olur, seyahatini berbat eder. Allah'a iman ve tevekkülle hayatın ağır yüklerini Kadîr-i Mutlak'ın kudretine bırakanlar, gerçek anlamda yaşamanın tadına varırlar. Sıkıntılı dünya hayatını da Cennetin bekleme salonu olarak gördüklerinden, ebedî mutluluk kazandıracak geçici zahmetlere severek katlanırlar.
Özetle ifade edecek olursak; ekmek yemek, su içmek, havayı teneffüs etmek gibi, inanmak ve ibadet etmek de bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç giderilmezse insanın ruhu, kalbi, latifeleri aç kalırlar. Bu açlık da streslere, sıkıntılara, tatminsizliklere ve hatta intiharlara yol açacağı apaçık bir gerçektir.
Her türlü sıkıntılardan uzak huzur dolu günler dileğiyle.