Her hangi bir olay karşısında muhatabımıza sorarız: Bunu niçin yaptın? Hangi sebepten dolayı böyle davrandın? Amacın, niyetin neydi diye. Sevgili Peygamberimizin “Şüphesiz ameller niyetlere göredir” buyurması ve bu mübarek sözün İslâm hukukunda temel bir prensip olarak kabul edilmesi, hareket ve davranışlarımızın, niyetlerimize göre değer kazanacağını ortaya koymaktadır. Bu arada sanırım, hem niyetin önemini ortaya koyma açısından, hem de amelden daha geniş olması açısından, “Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır” hakikatini de unutmamak gerekiyor. Bir Müslüman amel olarak ancak gücü yettiği kadar hayır işleyebilir. Ama niyet etmenin önünde hiçbir engel yoktur, istediği her şeyi niyet edebilir. Bu niyetin samimiyeti ölçüsünde kişi çok geniş sevaplar kazanabilir. Nur Üstad Bediüzzaman'ın kırk sene ömründe, otuz sene tahsil hayatında öğrendiğini açıkladığı dört kelimeden birisi niyettir. Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde konu ile ilgili şu sözlerini birlikte mütalaa edelim: “Niyet ile nazar (bakış açısı) mahiyet-i eşyayı tağyir eder (eşyanın yapısını değiştirir). Günahı sevaba, sevabı günaha kalbeder (değiştirir). Evet niyet adi bir hareketi ibadete çevirir ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder.” Bu konuyu biraz daha açıklamak üzere şöyle bir misal verilir: Eskiden bir adam kuyu başına gelmiş su almak için. Ancak kuyuya inip su alabilmesi için atını bağlayacak bir yer aramış, bulamamış. Bu amaçla bir kazık hazırlayıp kuyu başına çakmış. Atını bu kazığa bağlayıp kuyuya inerek su almış. Hem kendisi içmiş, hem de atını sulamış. Daha sonra kaplarını da doldurup oradan ayrılırken, kendi kendine şöyle düşünmüş: Benim gibi su almaya gelen atlılar atlarını bağlayabilirler, bunun için bu kazık başkalarına da lazım olur, deyip bırakmış gitmiş. Sonra bir başkası gelmiş kuyu başına su almak için. Ancak yerdeki kazığı fark edemediği için ayağı ona takılıp düşmüş. O, benim gibi başkaları da takılıp düşmesin diye tutmuş, yerdeki kazığı sökmüş. Bu olayda kazığı çakan da, söken de, niyetlerinin iyi olmasından dolayı sevap işlemiş olmaktadırlar. İbadetlerde asıl olan, bunların yalnız ve yalnız Allah rızası için yapılmasıdır. Dinî literatürde buna ihlâs adı verilmektedir. İhlâs ibadetin ruhudur. İhlassız ibadet, ruhsuz ceset gibidir. Aynı davranış mesela namaz kılmak, samimi bir niyetle yapılırsa ibadet olurken, gafletle ve gösteriş için, insanlar benim namaz kıldığı görsünler diye kılarsa bu üstün özellikten tamamen uzaklaşmaktadır. Dinin direği olan namazın böyle bir niyetle kılınması durumunda, Mâûn Suresinde ifade buyrulduğu gibi, “Yazıklar olsun o namaz kılanlara!” itabına muhatap olmak söz konusudur. Bir insan olmanın gereği olarak yaptığımız basit davranışlar, adetler bile güzel bir niyet ile ibadet haline gelebilir. Oturmamız, kalkmamız, yemek yememiz, su içmemiz, yürümemiz, çalışmamız, dinlenmemiz, hatta tüm hareketlerimiz niyet sayesinde ibadet derecesine yükseltilebilir. Bütün bu davranışlarımızı, Hz. Peygamber Efendimizin sünnetine uymak niyet edilerek yapılırsa, günah veya sevap niteliği olmayan mübah bir özelliğin ötesinde sevap getiren birer makbul amel derecesine ulaşmış olurlar. Böylece insanın bütün ömrü ibadet halini alıp ahiretine mâlolabilir. Bu durumda, Peygamberimizin sünnetine uymayı kendisine adet edinen, tüm âdetlerini ibadetle çevirebilir. Bir birine yakın, ama aslında farklı bir kavram olarak nazar üzerinde de durmak gerekiyor. Nazar bakmak demek. Bakış açısı, görülen şeylerin farklı görülmesine sebep olur. Yanlış yerden, yanlış açıdan bakarsanız, eşyanın şekillerini farklı görürsünüz. Aynı olayı, farklı insanlar farklı şekillerde görebilirler. Bu insanların bakış açılarından kaynaklanır. İnsanlar bulundukları konuma, bakış açılarına, sahip oldukları düşüncelere göre eşya ve olaylara bakıp hüküm verirler. Halk arasında değişik sözlerle bu hakikat dile getirilmektedir. Mesela, koyun can derdinde, kasap ise et, sözü bunlardan biridir. Kesim sırasında koyun canının acısını düşünürken kasap elde edeceği etin hesabını yapmaktadır. İşte olaylara insanların farklı manalar yüklemelerinin sebebi budur. Büyük Üstadın sözlerinin devamındaki şu cümle de çok manidar: Maddiyata esbab hesabiyle bakılırsa cehalettir. Allah hesabiyle olursa marifet-i İlâhiyedir. (Maddi varlıklara sebepler adına bakılırsa cahillik olduğu gibi, Allah adına bakılırsa Allah'ın yüceliğini bilmeye vesile olur.)” Varlıklara Yaratıcılarını dikkate almadan bakmak, insanlara Allah'ı unutturur, Allah'tan uzaklaştırır. Yaratıcılarını düşünerek bakılırsa, varlıklarda görülen her şey, insanı Allah'a daha da yaklaştırır. Bu bakımdan sebepler adına değil, varlıklara, kendileri adına da değil, Yaratanları adına bakmak gerekiyor. Son derece aklı, ilmi, irade ve kudreti gerektiren mahlûklara, ne kadar güzel bunlar diye değil, ne kadar güzel yaratılmış, diyerek bakmak. Evet, güzel bakabilen hiç şüphesiz güzel görür. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen de hayatından lezzet alır. Hayatınızda hep iyi niyetle bakıp güzel şeyler görebilmeniz temennisiyle. |