Değerli dostlar!
Okuduğunuz bu satırları, tatil münasebetiyle bulunduğum İstanbul'dan yazıyorum.
İstanbul'daki yeni yeni modern yolları, kavşakları, köprüleri, alt ve üst geçitleri gördükçe Kütahya'mızı hatırlamamak mümkün olmuyor. Bir yılda yüzlerce köprü ile üst veya alt geçidin yapılıp hizmete açılmış olması karşısında, bizim Vefa Mahallesi üst geçidi çalışmalarının aylardan beri bitirilemeyişine hayıflanıyor. Gerçi imkânların farklı olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Hani ne demişler; yiğidi öldür, fakat hakkını yeme, diye. Bu sebeple bizim Belediyemizin de hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Sağ olsunlar, kendi çaplarında gayretli bir şekilde bizimkiler de çalışıyorlar.
İstanbul'da şiddetli kış var sevgili dostlarım! Aralıklarla kar yağışı sürüyor. Hava oldukça soğuk. Rüzgâr sert esiyor. Bilhassa karın yağdığı ilk gün elektrik kesintisi sebebiyle doğalgazla çalışan ısıtma cihazları durmuş. Birkaç saat insanlar evlerinde battaniyelere sarınıp beklemek zorunda kalmışlar. 15-20 milyonu bulan nüfusuyla, dünya üzerindeki pek çok devletten daha fazla insanı içinde barındıran İstanbul'umuz kışa teslim olmuş durumda.
İstanbul trafiği zaten normal zamanlarda bile bir problem. Az bir yağmur bile, normal akışın hızını yavaşlatıyor. Bu da zaten yoğun olan trafiğin kilitlenmesi için yeterli oluyor. Yağan kar olunca, hele hele biraz fazla yağınca durum, tamamen içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bin bir zorlukla görevliler yolları ulaşıma açık tutmaya çalışıyor. İlçe belediyelerinin çalışmaları bir yana, Büyükşehir belediyesinin diğer çalışmalarından ayrı olarak beş yüz araçla tuzlama çalışmaları yaptığı haberlere yansıyor. Şehir içinde çalışan banliyö trenlerine, deniz otobüslerine, şehir hatları vapurlarına, tramvaylara, metro, metrobüs ve otobüslere, açılan pek çok yola, köprüye, üstgeçit ve viyadüklere rağmen, az bir yağışta trafik kördüğüm halini alıyor. Yaşananlar, bunca yatırımın yeterli olmadığını, daha yenilerinin yapılması gerektiğini gösteriyor.
Yapılan bunca çalışmalar, verilen büyük hizmetler yetersiz kalıyor. Haliyle insanlar yetkililerden şikâyetçi olmaya devam ediyorlar. Yalnız bu duruma kışın şiddetin, kardan, buzdan çok insanların tutum ve davranışlarının sebep olduğunu belirtmekte sanırım yarar var. Uyarılar genel olarak dikkate alınsa da, almayan birkaç kişi bu tür sıkıntıların genel anlamda yaşanmasına sebep oluyor. O yoğunlukta bir iki aracın kayması kilitlenme için yeterli oluyor. Sağında ve solunda birer karış mesafe bulunmamasına rağmen hızla giden ve bu şekilde viraja giren uzun araçlar, görenleri ürpertiyor. Kar değil, az bir yağmur bile bazı güzergâhlarda trafiğin yavaşlamasına, kaymalara ve yolların tıkanmasına sebep olabiliyor.
Bu sıkıntıların yaşanmasında, maalesef basının büyük rolü bulunduğunu ifade etmek istiyorum. Halkın ilgisini çekmek amacıyla haberler abartılarak veriliyor. Hele bazı televizyonların kar-kış haberleri verirken kullandıkları üslup gerçekten enteresan. Haber spikerlerinin kullandıkları şu cümlelere bakın: “Karla gelen felaket!”, “Beyaz afet!”, “Kar hayatı felç etti!”… Ses tonlarıyla, seçtikleri kelime ve cümlelerle adeta felaket tellalı gibi haber veriyorlar. Bu durum telaş ve tedirginliğe sebep oluyor. Zaten Kütahya insanı gibi kendi halinde halim selim bir yapıya sahip olmayan büyük şehir insanları, daha da gerginleşiyor. Neticede psikolojisi bozulan sürücülerin hata yapma riski artıyor.
Bu durum hiç şüphesiz Yüce Mevlâ'nın rahmetine itiraz manası taşıyor. Hâlbuki rahmet-i ilahiye itiraz eden, rahmetten mahrum kalır. Böyle bir kimsenin rahmet ummaya ve beklemeye hakkı olabilir mi? Öyle ya, yeryüzündeki bitkilerin, hayvanların ve insanların yaşayabilmeleri, yağışlara bağlı olduğuna göre asıl felaket ve bunalım, kar ve yağmurun yağmayıp havaların kurak geçmesi değil mi?
İnsanların serzenişlerine şahit oldukça hayalimde 70'li yıllar canlandı. O zamanlar ana güzergâhların dışında ara yolların birçoğunun asfaltı bile yoktu. Birçok semtte ara yollardan çıkanların taşıdıkları çamurlar, ana yolları da berbat ediyordu. Ana yollar üzerinde başlatılan bir iki kavşak inşaatının aylarca sürdüğüne şahit oluyorduk. Sular haftada bir ya da iki defa geliyor, ama üst katlara çıkacak tazyik olmadığından insanlar kaplarını doldurmak için suların gelmesini bekliyorlardı. Hele gece gelen semtlerde insanlar geceleri uykusuz kalıyorlardı. Elektrikler de her gün belli saatlerde kesiliyordu. Hem esnaf, hem de halk bu kesintilerden bıkmıştı. Bereket o zihniyet devam etmedi. 12 Eylül'ün akabinde, rahmetli Özal'ın iktidar olmasıyla kısa sürede bu problemlerin çözüldüğüne, büyük bir mutlulukla şahit olmuştuk.
İstanbul'dan Kütahya'mızın halim, selim ve güzel insanlarına selamlar.