"Kütahya'nın haber Tellal'ı TELLAL GAZETESİ'ni mutlaka okuyunuz." . TEKiN OFSET tarafından yayınlanmaktadır.

Ahmet Hakan Dönmez

Diğer Yazıları >>

Gerçek Sevgiye Özlem

Yazılı ve görsel basına yansıyan cinayet haberlerine bakıyoruz, çevremizdeki insanların yaşayışlarına bakıyoruz; gerçek anlamda sevgi ve şefkatin yerini vahşet ve canavarlıkların aldığına şahit oluyoruz. İstiklâl Şairimiz Mehmed Akif'in devr-i cehaleti tasvir ederken dediği gibi,  insanlık canilikte sırtlanları geçiyor. İnsan gayr-ı ihtiyari, bunlar nasıl insanlar, diye kendi kendine sormadan edemiyor. Batılı iyice tasvir edip, sâfi zihinleri idlâl etmiş olmamak için bu vahim tablonun ayrıntılarına daha fazla girmek istemiyorum. Zaten basında her gün bu tür olayların pek çoğunu ibret ve hayretle seyrediyorsunuzdur.

 Sevgisizliğin, katılığın ve caniliğin girdabında bunalan toplumumuzda, hakiki sevgiye duyulan hasretin bir ifadesi olsa gerek, 14 Şubat Sevgililer Gününe büyük ilgi var. Bu vesileyle biz de sevgiye dair birkaç söz söyleyelim istedik.

 Genel olarak insanların pek çoğu, değişik şekillerde de olsa, gerçek sevgiye hasret duyduklarını dile getiriyor. Sevgilerin gerçek sevgi olmaktan çok uzak, köksüz ve asılsız olduğu, sevgiliye karşı sadakat ve fedakârlıktan mahrum bulunduğu, şehevî ve behimî hislerin gölgesinde kaldığı, menfaate dayandığı, gayr-ı samimi, yapmacık ve gösterişten öte geçemediği ifade ediliyor.

 Sevgili dostlarım! Hiç şüphesiz her şeyin samimi olanı makbuldür. Sevginin de samimî ve ihlâslı olanı, göstermelik, asılsız ve esassız sevgilerden kat kat üstün olduğu apaçık bir gerçek değil midir?

 Büyük Üstad Bediüzzaman Batı medeniyetiyle Kur'an medeniyetini karşılaştırırken, Kur'an medeniyetinde fazilet ve rızay-ı İlahînin esas olduğunu, buna karşılık Batı anlayışında menfaatin temel prensip kabul edildiğini belirtir. Sevgi de bu iki ölçü çerçevesinde olacaktır elbette. Yani bir şey, ya Allah rızası için ve herhangi bir karşılık beklemeksizin sevilecek ya da menfaat için.

 Hz. Peygamber Efendimizin; “Kim sevdiğini Allah (cc) için severse, kızdığına da yine Allah (cc) için kızarsa imanda mükemmelliği yakalamış olur” mealinde hadis-i şerifi bu konuda ne kadar manidar değil mi?

 Maalesef bu meselede Batılı olma yolunda büyük merhaleler kat ettiğimiz anlaşılıyor. Her işimizde bencilleşmemiz ve menfaatimizi gözetir olmamız, çoğumuzun farkına bile varmadan Batı felsefesini benimsediğimizi gösteriyor. Bunun sonucu olarak da hasbî bir şekilde, yani karşılık beklemeksizin duyulacak bir sevgiye hasret hale geldik.

 Yine aynı mukayesede Kur'an medeniyetinin nefsin zararlı isteklerini durdurarak ruhu yüceliklere sevk etmeyi hedef aldığı halde, Batı medeniyetinin heva ve heveslere uyarak nefsin her türlü isteklerini tatmin peşinde koşmayı gaye edindiğini belirtir ki bu durum insanı nefsine esir eder ve tam bir bencilliğe sürükler. Bencil yüreklerde ise samimi sevginin barınması çok zordur.

 Büyük Üstadın; “Şüphesiz nefis daima kötü şeyleri emreder" (Yusuf Sûresi,  53) ayetiyle  "Senin en zararlı düşmanın, nefsindir" (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:143; Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, 3:4) hadisinin bir nüktesini açıklarken söylediği şu sözler bir çok şeyimiz gibi, sevgimizin de durumunu ortaya koymaya yeter sanırım:

 “Tezkiyesiz (arınmamış halde) nefs-i emmâresi bulunmak şartıyla, kendi nefsini beğenen ve seven adam başkasını sevmez. Eğer zahirî (görünüşte) sevse de samimî sevemez; belki (aksine) ondaki menfaatini ve lezzetini sever. Daima kendini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Ve kusurunu nefsine almaz, belki avukat gibi kendini müdafaa ve tebrie eyler (temize çıkarır). Mübalâğalarla, belki yalanlarla nefsini medih (över) ve tenzih ederek (yüceltir), adeta takdis eder (kutsallık verir) ve derecesine göre, 'Hevâ ve heveslerini kendisine mâbud edinen kimse…' (Furkan Suresi, 43) mealindeki ayetin bir tokadını yer.” (28.Lem'a)

 Sevgi, Yüce Mevlâ'nın yaratılış hamuruna kattığı en yüce değer, en şirin nimet. Sevgi kâinatın bir bakıma sebeb-i vücudu. Her güzellik ve mükemmellik sahibi, kendi güzelliğini sever. Her eser sahibi eserini, her usta sanatını sever. Allah'ımız da kendi güzelliğini, esmasının güzelliklerini görmek ve göstermek istediği için varlıkları yaratmış. 

 Sevgi kâinatın rabıtası, nuru ve ruhudur. Gezegenleri, yıldızları, güneşleri ve galaksileri bir birlerine bağlayan çekim, sevginin bir çeşit tezahürü olarak değerlendirilemez mi? Aynı şekilde atomların çekirdekleriyle elektronlarını bir birlerinden ayrılmaz bir bütün haline getiren sır da öyle değil mi? Sevgi olmasa, eşleri bir arada tutmaya hangi güç yetebilirdi? Yine sevgi olmasa, aciz yavrulara bakma zahmetine hangi ana ve baba katlanabilirdi? İşte varlıkları çiftler halinde yaratıp onları bir birlerine sevgi bağlarıyla bağlayan Hikmetli Yaratıcı, bu durumu kendi varlık ve birliğinin delilleri arasında sayıyor:

 “Yine O'nun (varlığını ve birliğini ispat eden) ayetlerindendir ki, sizin için kendi cinslerinizden onlara ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.” (Rum Suresi, Ayet:21)

 Önümüzdeki hafta bu konuya devam etmek dileğiyle.

12.02.2010